kıyamet kadınları…

maskelikadn

efendim okulların tatil olmasını fırsat bilip, hemen geçtim bilgisayarın başına bi iki paylaşımda bulunma arzusuyla…

geçen cuma portakalın beklenen vizesi geldi ve apar topar pazar günü Almanya’ya yolcu ettik.
arada bi de cumartesi akşamı 3 ailelik bir grubu misafir ettik, evimizde.çok yorgun olmama rağmen (bütün günümüz mecidiyeköy’deki kazadan dolayı yolda geçti) o gün anneme yardım etmeye çalışırken ben, misafir çocuğun ukala tavırları beni çileden çıkarttı. Allah anne-babasına bol bol sabır versin, gerçekten de…
pazar günü hocacımlar bize geldiler. akşam yemeğinden sonra da onlar evlerine gitmek için bizde merve’yi uçağa götürmek evden çıktık. ve uçağa bindirdik ve eve döndük.
paşa gittiğinde de çok üzülmüştüm ama portakal gittiğinde etkilendiğin kadar etkilenmemiş(önceki yurtdışı deneyiminden falan bi alışanlık olmuştu sanırsam), o gittiğinde bu kadar çok damla dökmemiştim. neyse yazıyı daha fazla dramatik bir hale getirmenin anlamı yok, kendisi istedi gitmeyi ve gitti(hııhh). ne diyebilirim ki?!…tez zamanda hayırlısıyla gelir inş.
biliyorum şimdiye kadar ki kısmın pek başlıkla alakası yok.
başlık bi kitabın adı. bu aralar kuziNE’mden ödünç aldığım ve okumaya başladığım bir kitap. tam adı: kıyamet kadınları-islamcı ve modern kadının yozlaşması. yazarı da gültekin avcı diye bir adam. kitapta öyle yerlere değinilmiş ki insan hakikaten de böyle oldu kadınlar, diyor insan. bahsettiği konuları birde bir kadının dilinden okumayı çok isterdim. bundan kastım kesin farklı bir pencereden yazardı, demek değil. aynı bakış açısından bakan ama kendini de o kavramlarla bütünleştirerek veya kıyaslayarak yazılmış bir kitap. güzel olurdu gibi geliyor, dobra dobra yazılırsa. (belli olmaz belki bu dediğimi bir gün ben yaparım:))
kitabın daha başındayım ama bir iki kısmın sizinle de paylaşsam hoş olur dimi:)
efendim kitap da çok kez ismini duyduğumuz önemli yazar, fikir adamları vb şahsiyetlerin kadınlar için neler dediklerine yer verilmiş. okurken bunu montesquieu dememiştir,nietzsche böyle düşünmüyordur canım falan dedim. inanamadım böyle düşündüklerine…bahsedilen kişiler Avrupa’da hürriyet ve medeniyet önderleri olmalarına rağmen, kadın hakkında lütufkar davranmamışlar.mesela montesquieu kadınlar için şöyle demiş:
“tabiat, erkeğe akıl ve fikir vermiştir,kadına, sadece güzellik ve süsü. eğer kadının bu dış görünüşü ortadan kalkacak olursa onun ehemmiyeti ve değeri kalmayacaktır.”
nietzsche ise her daim, kadınların bir gün hürriyetlerine kavuşacaklarından endişe duymuş. onun felsefesi ise “kadının yanına mı gidiyorsun, kırbacını unutma!” olmuş.
ben okudukça hayretler içinde kaldım okurken, yazılanların bir çoğuna inanamadım.
mesela bunları biliyor muydunuz?
  • eski roma’da boşanma sistemi 520 yılına kadar bilinmiyormuş.kadın alınıp-satılabilen bir malmış. koca isterse karısını öldürebilirmiş.
  • eski yunanlılar’da kadın, insan üzerine bir yük olarak düşünülüyormuş.
  • Platon’a göre “kadın, elden ele orta malı olarak gezmeli” imiş.
  • Arisyo’ya göre ise “kadın, yaratılışta yarı kalmış bir erkek” imiş.
  • yunan mitolojisinde ilk kadın ismi “pandora”dır. insanın başına gelen tüm bela ve felaketlerin sebebi bu kadındır. o, kötülüklerin kapalı olduğu kapağı açmış ve bütün musibet ve felaketleri dünyaya yaymıştır.
  • eski hind’de kadın 17.yüzyıla kadar kocasının cesediyle beraber yakılırdı.
  • Buda: “eğer kadınları dinime kabul etmeseydim Budizm çok uzun zaman temiz bir şekilde devam ederdi.bugün artık bu dinin uzun yaşayacağını zannetmiyorum.zira bu dine kadın girmiştir” demiş.
  • eski çin’de ise kadınlara isim verilmezmiş, numara konur, iki üç diye seslenilirmiş.

daha o kadar çok paylaşılası şey var ki…

ama şimdilik bu kadar yeter sanırım. devamını okudukça paylaşırım inş.
en iyisi bir dörtlükle noktalayayım yazımı:
ben bir rüzgarım, bulutlar taşırım
esme deme bana, ben eserek yaşarım
ben bir ırmağım, dağlardan coşarım
akma deme bana, ben akarak yaşarım
dotdot: aslında ikinci mısrası daha güzel, ben asıl o kısımını seviyorum. ama şimdi bunu paylaşmak istedim.o kısımını da paylaşırım inş. bir ara:)

ömür, ezanla namaz arası kadardır!

namaz bebekefendim hızımı almışken ben, ilk okuduğumda gerçekten çok etkilendiğim ve hala etkisinden kurtulamadığım bir kıssayı sizinle de paylaşmak istiyorum.

Bir gün bir dede ile torunu konuşurlarken, torunu dedesine merakla “bir insanın ömrü ne kadar olur, dedeciğim?” diye sormuş.Dedesi yüzünde tatlı bir gülücükle:

- Ezanla namaz arası kadar yavrucuğum, deyince torunu;

- Nasıl yani, ömür bu kadar kısa mı? der. Dede:

- Evet yavrum. Ömür, namazsız ezanla, ezansız namaz arası kadardır,diye cevap verir. Torun yeniden sorar:

- Namazsız ezan ve ezansız namaz sözlerinden ne kastettiğini anlamadım dedeciğim. Bu ne demek açıklar mısın?

Dede şefkatle ellerinden tuttuğu torununa:

- Bak yavrum, geçenlerde komşumuzun çocuğu doğdu. O çocuğun kulağına ezan okundu değil mi? işte o ezanın namazı kılındı mı? Kılınmadı. O ezan“Namazsız ezan”dı. İnsan öldüğü zaman kılınan cenaze namazının da ezanı yoktur. O da “Ezansız namaz”dır. Aslında o namazın ezanı insan doğunca okunmuştu kulağına, der ve devam eder:

“Bak ey insan! Doğdun, ama öleceksin, ömür çabuk biter, hayatını iyi değerlendir. Boşa vakit harcama!” ikazını yapıyordu o ezan. İşte yavrumÖMÜR, EZANLA NAMAZ ARASI KADARDIR. Sakın boşa geçirme. ömrünü dolu dolu yaşa, bir nefes bile boşluk bırakma!

aslında bu kıssa her şeyi anlatmıyor mu, sizce de? her gün hayatımızdan şikayet ederek uyanıyoruz, sanki çok boş vaktimiz varmışcasına “boş vakit değerlendirme programları” yapıyoruz. bir nefes bile boşluk bırakmamamız gerekirken, saatlerce boşa nefes alıyoruz. suratımıza sille misali çarpan bu gerçeği, okuyup geçiyoruz ya da acı gerçekle karşılaşmamak için okumaktan kaçıyoruz. Allah sonlarımı hayırlı, zamanımızı en güzel şekilde geçirmeyi nasip eylesin. amin.

dotdot: bir de son dönemde modernleşme ayağına çocuklarının kulaklarına doğduklarında ezan okutmayan “modern anne” ve “modern baba”lar var. Allah onlara da akıl fikir versin demeden geçemeyeceğim!

yazacağım, yazıyorum,…

elyazi

içimden neler neler yazıyorum şu bloguma ama bir türlü iletemiyorum sizlere….

şunu da yazayım, şunu da ekleyeyim, şunu da paylaşayım diyorum ama nerdeee…

her yerde olduğu gibi bu alanda da üşengeçliğim beni esir alıyor. az sonra sizinle paylaşacağım yazıyı ağabeyim dönem başı- ki buda üç hafta falan önceye tekabül ediyor, anlayın ne kadar üşengeç olduğumu yani:)- istifade edeyim, derslerime daha iyi çalışayım diyerek yollamış, sağ olsun. (hem de özel renklendirerek:)). ona buradan tekrar teşekkürlerimi iletir(her ne kadar okumadığını bilsem de) , sizlerin istifadesine sunuyorum.

YENİ BİR DERS YILINIZ İÇİN BAZI TEMEL TAVSİYELER

Prof. Dr. M. Es’ad COŞAN

Gülçocuk-06

Tatlı ve sevimli oyun ve tatil mevsimi bitti; şimdi ciddi ve değerli ilim ve tahsil devresi başlıyor sevgili çocuklar! İnancımızda öğrenme çabalarının önemi çok büyüktür. İlim yolunda olduğumuz için, yerdeki gökteki varlıkların, hatta havadaki kuşların, denizdeki balıkların size dua ettiğini, meleklerin sizin üzerinize kanatlarını gerdiğini acaba biliyor muydunuz? Çok doğru bir yol, çok uygun bir yön üzerindesiniz; ne mutlu! Size öyle imreniyor, sizi o kadar çok seviyoruz ki!

Bu kutlu dönemde güzel ve köklü bazı temel prensiplerinizi olması üstün başarı ve gerçek mutluluk için şarttır:

Bir kere, sabah çok erken kalkmaya alışmalısınız. Tabii bunun için akşam erken yatmamız gerekiyor. Seher ve sabah vakitleri çok kutsaldır; ayrıca zihin ve hafıza uyku ile dinlenmiş olduğundan bu esnada çok güçlü ve berrak olur. Bu saatlerde derslerinizi iyi öğrenir, kolay ve kuvvetli olarak hatırda tutarsınız; çevreniz sessiz ve sakin olduğundan ödevlerinizi dikkatle yaparsınız. Erken kalkmış olanların gayet tabii ki, okula geç kalma korkuları da yoktur.

Evden okula çıkarken büyüklerinizin, anne ve babanızın elini sevgi ve saygıyla öpüphayır dualarını alın. Bunun başarınıza büyük manevî etkisi olur. Evden dua ve besmele ile çıkıp okula dua ve besmele ile önce sağ ayağınızı atarak girin, okula ne yüce amaçlar ve ne temiz niyetlerle gittiğinizi kapıda bir kere daha hatırlayın!

Büyüklerinizi ve öğretmenlerinizi sayın, arkadaşlarınızı sevin! Kimseyle kırıcı münakaşa ve kavga etmeyin! Çünkü ahlâk kuralları ve çevreye uyum bilgi öğrenmekten daha üstündür. Uysal ve iyi huylu olmanın sizi daha çok yücelteceğini başarınızı artıracağını bilin!

Derslerinize bir ibadet ciddiyetiyle çalışın! Sizlerin iyi kalpli ve derin bilgili kimseler olarak yetişmenize o kadar çok ihtiyacımız var ki! Başarılarınızın, aileniz ve yakınlarınızı ne kadar mutlu ve kıvançlı edeceğini daima düşünün!

Arkadaşlarınıza dersler ve diğer konularda yardıma koşun. Bunu yaparsanız siz de Allah’ın yardımına mazhar olursunuz.

Eve dönünce o gün öğrendiklerinizi ve yazdıklarınızı kısaca gözden geçirin , böylece konuları daha kolay ve kuvvetli bellemiş olursunuz. Daha sonra hemen ertesi günün ödevlerini yapmaya geçin, işinizi sonraya tehire alışmayın.

Gece televizyon programlarının tahsilinizin en büyük düşmanı olduğunu hiç unutmayın. İyi dinlemek, sabah erken kalkmak için yatsı namazını kılar kılmaz hemen yatmayı tercih edin.

Bilmem siz ne diyecek, ne kadarını başarabileceksiniz? Uygulaması bazı kişilere zor gelebilir, ama bu tavsiyeler, doğru güzel ve denenmiş kurallardır; iradenizi kullanıp bunları uygulayabilirseniz inşaallah ilerde gerçekten üstün, saygıdeğer, başarılı kişiler olmanızı sağlayacaktır.

Hepinizi candan kutlar, öncelikle bu öğretim yılınızın sonra da tüm tahsil hayatınızın çok üstün başarılı ve yararlı olmasını temenni eder, dünya ve ahirette mutluluk ve esenliğe ermeniz dileklerimle gözlerinizden öperim.

MUHARREM NUREDDİN COŞAN

Hoca efendinin üniversite gençliğine tavsiyeleri

1)hazırlık okulunda okuyan talebelerin öğrenmeye çalıştıkları dili en iyi şekilde öğrenmelerini tavsiye ederim. Bu onlar için şu zamanda yapmaları gereken en önemli vazifeleridir. Okuduğunu anlayan, yazabilen, konuşabilen, konuşulanı anlayabilen bir seviyeye gelmelidirler. Yabancı dil çok önemli bir avantajdır.

2)tam zamanlı öğrenci olmak zorundadır. Vakitlerinin çoğunu bu hususa ayırmalıdırlar.

3)her sahada en güzelini ve en iyisini ben yapabilirim bilinci ile hareket etmelilerdir. Bu, davranış, konuşma, edep, beslenme, temizlik vs gibi konuların tamamı için böyle olmalıdır,

4)şahsiyetinden ödün vermeyen, vakarlı, ağır başlı, hayatın maksadının bilincinde olan bir yapıda olmalıdır.

5)her dersi en yüksek derecede bitirmelidir. Her zaman öğrenci arkadaşlarından daha önde olmalılar.

6)bunu yaparken, yakın arkadaşlarına yardımı esirgememeliler, fakat başarılarını etkilenecek zaman kaybına da sebep olmamalılar. Zamanı çok iyi kullanmalılar.

7)diğer öğrencilerle,polemiğe,tartışmaya girmemeliler.neticesi olumlu olabilecek hususlarda başkaları ile net bir konu üzerinde mülahaza edebilirler.faydası olmayan konuşmalardan sakınmalılar.

8)kütüphaneyi ve bilgisayar laboratuarlarını iyi kullanmalılar. Özellikle bilgisayar ile bilgi toplanmasında yetenekli olmalılar. Bunu yaparken, internet gezme hastalığına kapılmamaya ve internetten bulaşan kötü yayınlardan uzak durmaya çalışmalılar…

9)okullarını bitirdiklerinde, hedeflerini belirlemiş, mezunlar arasında ilk sırada olan, burs ile yurt dışına gidebilecek halde olmaya gayret etmelidirler.

10)yaşanacak hayatlarını, kendilerini en güzel şekilde yetiştirecek işlerle meşgul edip, bu vesile ile de başkalarına faydalı olabilecek bireyler olarak harcamalıdırlar. Neticede ALLAH da onlardan razı olur.’

sonuç: mutlu son :)

dotdot : YAZDIM.

aman Allah’ım büyüyorum galiba!

filizhatta kesinlikle ben büyüyorum…
her zaman çevresindeki olayların farkına varan, inceleyen, araştıran; olaylarla ilgili yorum yapan insanlara hayranlık beslemişimdir. çok sıkılgan tarafım beni bir türlü bir konuyu derinlemesine incelememe fırsat vermiyor…şöyle ağır bir konu hakkında derinlemesine bilgiler barındıran, o konu yakkında yorumlar barındıran kitapları okuyamıyorum, baştan sona!bu da beni bazen çıldırtıyor hatta çoğu zaman… baştan sona sadece romanları okuyabiliyorum maalesef. sayılıdır bilgi yüklü kitapları tamamen okuyuşum.
şimdi ben bunlardan neden bahsediyorum? çünküüüü tüm bu bilgi küplerinden kaçış olarak dergilere sığındım son zamanlarda. abimin koleksiyonunu yaptığı anlayış dergisinin “toplum” kısmında yazılan yazıları tek tek okuyorum. hatta bende “anlayıştoplum ” koleksiyonu yapıp oralardaki yazıları derin incelemeye karar verdim. bunun okul derslerime de çok faydası olacağı kanaatine vardım. çünkü geçen sene derslerde konuştuğumuz her şeyle ilgili bilgiler, o konularla ilgili değişik perspektifler, bilgiler vs. buldum ve çook mutlu oldum:) okuduğum şeylerden paylaşmak istediğim çok kısım var ama hem bilgisayarımın bitmek bilmeyen problemleri, hem de hepsi ayrı ayrı geniş konular bu yüzden de derleyip toparlayıp yazması biraz zor ama yine de deneyeceğim yavaş yavaş…bakalım neler çıkacak parmaklarımın arasından…;)
bir ramazan manisiyle son:
 
                       Cebimin ağzı dardır                         
                       İçinde şeker vardır.
                      Sabreyle aman gönül,
                      İftara neler vardır?

Sevdam güle döner ben de gülerim…..

Krmz_gller

Güllere vurgunum, güllere sevdalı,

Bana güller derin, kırmızı güller verin,

Kan rengi hüzünlü, şehit edalı,

Bana güller derin, kırmızı güller verin.

Mustafa Demirci

Ramazan huzur evlerinde…

birleştirilesi mümkün gelmemişti ramazan ve huzur evlerinin… ama yazmaya başlayınca ilişkilendirmek o kadar da zor olmadı çünkü ramazan her güzelliği, iyiliği içinde barındırmıyor mu?

az sonra okuyacağınız yazı ramazanın ilk günü(21.08.2009) karaladığım satırlar… beğenilerinize sunulur…

RAMAZAN VE HUZUR EVLERİ

Hayır ve bereket ayı, on bir ayın sultanı Ramazan geldi, hoş geldi…

darulacezeeee

Günümüzde “ramazan = oruç” şeklinde algılanan bu ay, aslında içinde binlerce hatta yüz binlerce güzellik barındıran bir ay… Evet, Allah ramazan ayı içinde oruç tutmayı farz kılmıştır ancak oruç tutmak sadece imsak vakti ile akşam ezanı arasında aç kalma durumu değildir. Bu sadece modernitenin getirmiş olduğu bir yanılgıdır. Bir hadis-i şerifde diyor ki: “Oruç, sadece yemek, içmek vesaireden kesilmek değildir. Kâmil ve sevablı oruç, ancak faydasız laftan, boş vakit geçirmekten, kötü söylemekten (dedikodudan) ve nefs-i emmârenin bütün temâyüllerinden vazgeçmektir. Şâyet biri sana söver, yahut sana karşı câhilce herhangi bir harekette bulunursa, kendi kendine:“şüphesiz ki ben oruçluyum!” de; sabret!” (Hakim , Beyhakî) Demek ki neymiş sadece kuru kuruya oruç tutmayacakmışız Ramazan ayında. Kendi kendimize takvâ eğitimi vereceğiz. Mesela ben bu yazıyı niye yazıyorum? Babam bana yaz dediği için. Yani? Aslında hiç farkında değiliz ama içimizdeki modernite canavarı her daim hayır deme repliğini dilimize pelesenk etmiş durumda. Halbuki Peygamber Efendimiz hiçbir şeye hayır demezmiş. Kendisinden bir şey istendiği zaman yapmak isterse evet dermiş, istemezse sukût edermiş. Şimdilerde ise bizler yapmak istediğimizde sukût edip, istemediğimiz her şeye kocaman bir “HAYIR” cevabı veriyoruz. Özellikle de kimlere yapıyoruz bu asiliği: anne ve babamıza. Onlara karşı gelmek, asi davranmak kolay geliyor çünkü. Halbuki bu konuda bir çok hadis-i şerif bulunmakta. Bunlardan birini mesela Abdullah b. Amr b. el As RA şöyle nakletmiştir:

Üç kişinin cennete girmelerini Allah Tebâreke ve Teâlâ haram kılmıştır: Birisi şarap içmeye devam eden, ikincisi vâlideynine karşı asi olan, üçüncüsü de ailesinin iffetsizliğini ikrar eden kimsedir.”

Bu sadece bir tanesi, bu konuyla alakalı birçok hadisi şerif var aslında…

Bizse o kadar basite indirgiyoruz ki anne-babamızla olan ilişkilerimizi… Üniversitedeki sosyoloji derslerinden birinde konu yaşlanma. Yaşlanmanın getirilerinden, götürülerinden bahsederken hoca sosyal devlet anlaşında devlet, yaşlılara huzur evleri açmalı ve yaşlanan insan huzur evinde yaşamalı dedi. Hatta Tayip Erdoğan yaşlıların huzur evlerindeki yaşamları ele alan Beyaz Melek adlı filmi izledikten sonra demiş ki: “Tabii bu filmin en anlamlı mesajı, huzurevlerine bırakılan veya terkedilen annelerin babaların dramı ortaya konuyor. Bizler de huzurevlerini, darülacezeleri dolaştığımızda oralara bırakılıp terkedilen ve bir daha hiç aranıp sorulmayan anneleri babaları gördüğümüz zaman çok duygulanıyoruz.Tüm gençlere şunu bu film vesilesiyle hatırlatmak istiyorum; sizler anne babanız yanınızda yaşlandığında bırakıl onları bu tür huzurevlerine bırakmayı, onları terkedilmiş herhangi bir evde tek başına bırakmayı, ne yapıp yapın onları da kendi yanınızda barındırın. Onlar da hayatı sizinle beraber yaşasınlar. Şahsen benim yaşamım da bu, anlayışım da bu.” İşte sarf ettiği bu cümleler hocamıza göre Tayip Erdoğan’ın sosyal devletten geleneksel devlete geçiş arzusu olduğunu gösteriyormuş. Sıramda oturup da tahtada çizilen çerçeveye geniş olarak baktığımda gördüğüm acınası manzara içimi burktu. Dedim aslında hocanın geleneksel anlayış diye bize anlatmak istediği olay tam da geleneksel dini anlayışımız değil mi? Öyle. E peki neden bu kadar kötü ve yanlış bir şeymiş gibi bize sunuyor. Doğru olanı yanlışmış, geri kafalılıkmış gibi söylüyor. Dedim madem anlattığı kadar güzel bir anlayış, güzel bir zihniyet bu sosyal devlet anlayışı-bence kendisinin huzurevinde yatmaması kolayca atıp tutmasını sağlıyor ya- bu konuyu bir araştırayım da huzurevinde yaşamdan orada yaşayanların düşüncelerini,duygularını ele alan bir proje hazırlayalım. Gittik, gördük ve konuştuk… Orada kendisi canı gönülden kalmak isteyen belki bir iki kişi vardır ama benim konuştuklarımdan hiçbirisi istemiyordu. Bazılarını -özellikle de erkekler- hayat şartları oraya itmiş. Ailesi(eşi, çoluğu çocuğu) olmayanlar tek başlarına yaşayamamışlar. Bazılarını sosyal devlet anlayışıyla büyümüş evlatlar oralara bırakmış falan. Sonuç: Hepsi yüreğinde bir yerlerde “geleneksel devlet” anlayışıyla yaşanan bir ülkede çocuklarıyla yaşamak, yaşlanmak, ölmek istiyorlar..

Son alarak nerden nerelere geldik amma hatırlamak gerekir ki; Allah için ziyaret edenin cennette öyle bir köşk vardır ki; bu köşkün içinden dışı, dışından da içi görülür… Bu mübarek ayda huzurevlerinde yaşayan yaşlılarımızı da müsait olanlar, özellikle oralarda yakınları bulunanlar mutlaka ziyaret etmeli, onlarında hayır dualarını almalılar… Çünkü bu dünya fanî, onların yerinde bir gün bizlerde olabiliriz! Bunu asla unutmamamız lazım!

Kapımızı çalan bu mübarek ayı iyi değerlendirmek ve imanımızı Kur’an-ı Kerim ile çelikleştirmek dileğiyle, Ramazanınız mübarek olsun.

Not: başlığı okuyunca biraz garip gelebilir ama başlık ararken, suratımda hoş bir tebessümle birlikte, çocukluğumda her çocuğun mutlaka okuduğu Gilbert Delahaye’nin Ayşegül kitap serisi( Ayşegül kampta, Ayşegül çocuk bakıcısı, Ayşegül küçük anne, Ayşegül ata biniyor,…) aklıma geldi ve bende kendi yazıma uyarlayım dedim:) Benim Ramazan şimdilik başka versiyonları yok fakat belki bende küçük bi seri yaparım :)

Hello world!

Welcome to WordPress.com. This is your first post. Edit or delete it and start blogging!

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.