efendim hızımı almışken ben, ilk okuduğumda gerçekten çok etkilendiğim ve hala etkisinden kurtulamadığım bir kıssayı sizinle de paylaşmak istiyorum.
Bir gün bir dede ile torunu konuşurlarken, torunu dedesine merakla “bir insanın ömrü ne kadar olur, dedeciğim?” diye sormuş.Dedesi yüzünde tatlı bir gülücükle:
- Ezanla namaz arası kadar yavrucuğum, deyince torunu;
- Nasıl yani, ömür bu kadar kısa mı? der. Dede:
- Evet yavrum. Ömür, namazsız ezanla, ezansız namaz arası kadardır,diye cevap verir. Torun yeniden sorar:
- Namazsız ezan ve ezansız namaz sözlerinden ne kastettiğini anlamadım dedeciğim. Bu ne demek açıklar mısın?
Dede şefkatle ellerinden tuttuğu torununa:
- Bak yavrum, geçenlerde komşumuzun çocuğu doğdu. O çocuğun kulağına ezan okundu değil mi? işte o ezanın namazı kılındı mı? Kılınmadı. O ezan“Namazsız ezan”dı. İnsan öldüğü zaman kılınan cenaze namazının da ezanı yoktur. O da “Ezansız namaz”dır. Aslında o namazın ezanı insan doğunca okunmuştu kulağına, der ve devam eder:
“Bak ey insan! Doğdun, ama öleceksin, ömür çabuk biter, hayatını iyi değerlendir. Boşa vakit harcama!” ikazını yapıyordu o ezan. İşte yavrumÖMÜR, EZANLA NAMAZ ARASI KADARDIR. Sakın boşa geçirme. ömrünü dolu dolu yaşa, bir nefes bile boşluk bırakma!
aslında bu kıssa her şeyi anlatmıyor mu, sizce de? her gün hayatımızdan şikayet ederek uyanıyoruz, sanki çok boş vaktimiz varmışcasına “boş vakit değerlendirme programları” yapıyoruz. bir nefes bile boşluk bırakmamamız gerekirken, saatlerce boşa nefes alıyoruz. suratımıza sille misali çarpan bu gerçeği, okuyup geçiyoruz ya da acı gerçekle karşılaşmamak için okumaktan kaçıyoruz. Allah sonlarımı hayırlı, zamanımızı en güzel şekilde geçirmeyi nasip eylesin. amin.
dotdot: bir de son dönemde modernleşme ayağına çocuklarının kulaklarına doğduklarında ezan okutmayan “modern anne” ve “modern baba”lar var. Allah onlara da akıl fikir versin demeden geçemeyeceğim!